Dört ayaklıdır, sağlamlığı ile bilinen bir nesnedir, üstüne yük bırakmakta çekinmeyiz, biçimine, rengine, boyutuna dikkat ederiz. Kollarımızı koyarak ders çalıştığımız sırada kollarımızın kaymasını istemeyiz, dizüstü bilgisayarımızla çalışırken kendimizi masaya yakın tutuşumuza ayrıca dikkat ederiz, beraberinde aldığımız sandalyeleri de önemseriz ama çok amaçlı olan şey masadır. Çünkü dört ayaklı olması bile dört aktiveyi beraber yapabilmemizi sağladığını gösterir, en azından temennilerimiz bu yöndedir. Peki masa bir yazıda olmayı hakedecek ya da haketmeyecek nasıl bir sosyolojik durumu çağrıştır mıştır sizce? Siz düşüne durun ben yazmaya devam ediyorum, dört ayaklı bir şeffaf masadayım.

Toplumumuzda masa yerin üstünde gerçekleştirdiğimiz tüm olayları artık yerden bağımsız kılınacak kadar birkaç cm yüksekliğe çıkmamıza imkan sağlayarak hayatımıza girmiştir. İlk masalar direk insanın bel boyuna yakın yapılmamıştır. Çünkü yeterliliği insanın yere doğru kapaklandığı anda postöründe yaşadığı bozukluğu kaybetmeye yönelik olmuştur. Birkaç cm’lik eğimden kurtulmak bile insan oğlunun bel, fıtık gibi sırt ve core bölgesinde yaşadığı problemleri azaltmaya yarar sağlamıştır. Ayrıca insan yemediği sürece yaşamını sağlayamacağı gıdaya kutsallık vermiştir. Kutsal sayılan her yiyecek yerle temas etmemelidir. Çünkü yer hem ayağımızın altını hem de ağzımızın içini ağırlama durumunda bizi sebebi belirlenmeyecek enfeksiyonlu hastalıklara götürür. Dini boyutlara ise hiç girmiyorum.

İnsan gittikçe konforuna düşkün bir hale gelmiştir. Ben de yolun üstünde hiç aramadığım konforu evimin içinde fazlasıyla arayanlardanım. Çünkü ev insanın en rahat ettiği, özel yeridir. İnsan dışarıya çıktığı an bir evin içinden çıktığını unutmamalıdır. Evin içi ne kadar kirliyse insan da o kadar kirlidir, evin içi ne kadar gürültülüyse insan da o kadar gürültülüdür, evin içinde mutsuzluk, öfke hakimse insanın dışarıda ki durumunda da bunlar fazlasıyla yüklüdür. İnsan evin içinden çıkarken tertemiz, ütüsü yapılmış, kokuları üstünden topluma yansıyan ve dışarıda ki insanlara güzellik uyandıracak bir belirti içinde çıkmalıdır. İnsan gülerek ayrılmalı, eli dolu eve dönmelidir. Çünkü her kapı sahibi, kapıyı açan kişi, dışarıdan bir beklenti içindedir ister istemez. Bu en çok güler yüzle eve dönüş olarak beklenir, beklentinin en güzeli budur ama bir çiçek, bir tatlı, dolaba katkı sağlayacak her türlü yiyecek ve içecekte o kapı sahibini ve içeridekileri çok mutlu eder. Evin içinde ki hava nötr dahil olsa onu olumlu yansıtır. Bu da o akşam veya o sabah hayatınızı yaşama biçiminize göre sizin masanıza yansır, evin masası tüm surat ifadelerini içine alır. Evin ahalisi mutluysa masa da mutludur, masa da temiz parlak görüntü vardır yoksa ufacık bir tozun bile olmadığı masa insanın suratında biriken tozla kipkirli gözükür. Siz masanızı her zaman parlak tutmaya çalışın..

İşte masa öyle bir noktadır ki dört ayağı da olsa altı ayağıda olsa bunun sağlamlığına güven sizin onun içine doğru kendinizi kaydırdığınız sandalyede ki halinize bağlıdır. İnsan elleri titreyerek bir masaya yaklaşmamalıdır o yüzden. Sert ve öfkeli bir insan masa üzerinde bulunan örtüyü uçurabilir, masanın camını tuzla,buza bürüyebilir. Siz belki ayağınıza batan camlar olmadığı sürece kimin neye kırıldığını hissetmezsiniz ama her öfkeli kalkış bir tuz-buz ediştir.O yüzden atalarımız “öfkeyle kalkan, zararla oturur” demiş. İşte masa bu kalkışta çok önemli yere sahiptir..

Hem nimetleri korumak, hem sağlığımızı korumak hem de dekoratif dünyasında kendimize bir şıklık kazandırmak üzerine bahsini açtığımız masanın içinde barındırdığı detayları işlemeye çalıştım beraber çalıştık. İnsan bahsi geçen her şeyde tek değildir. Tek olan tek şey tamamen toprağa örtünmektir, biz ise masada kalalım, masanın ayağını sağlam tutalım.

Sevgi, saygı yol ile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir