Merhaba sevgili okuyucular, bugün 301. yazımda sizlerle buluşuyorum. Lafı uzatmadan konuya giriyorum: Sizleri seviyorum ve şunu söylemek istiyorum, “Her şey çok güzel olacak.” Ya beraber ya da hiçbirimiz.

Bugün paradan bahsedeceğim. Ne kadar kazandığımız, nasıl harcadığımız ve bunun bize geri dönüşü üzerine konuşacağız. Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Nereden geldiği belli olmayan, emek harcanmadan kazanılan para – ister bağış, ister miras, ister başkasının desteğiyle olsun – insana gerçek mutluluk getirmez. Buna karşın, kendi emeğiyle kazanılan para, bireye güç, özgüven ve tatmin sağlar. Kimi zaman fiziksel çabayla, kimi zaman zekâ ile kazanılır ama sonuçta insana en büyük huzuru verir.

Şimdi bir düşünelim. Hayatınızda en keyifli ve en zor dönemleri hatırlayın. Keyifli anlar genellikle sorgulanmaz ama zor zamanlar insanı düşündürür. Hiç kazandığınız paranın yetmediğini hissettiniz mi? Bugün asgari ücretle geçinen biri için, eğer kira veya büyük bir maddi yükü yoksa, bu para keyifle harcanabilir. Yemek yiyebilir, sevdiği birkaç kıyafeti alabilir. Ama bu, yalnızca ek sorumlulukları yoksa mümkün.

Şimdi başka bir senaryo düşünelim. Bir insana her gün 1000 TL verseniz ve çalışmasına gerek olmadığını söyleseniz, birkaç ay sonra o kişiyle sohbet bile edemez hale gelirsiniz. Bu kişi sizin arkadaşınız, oğlunuz ya da kuzeniniz olabilir. Ama gerçek şu ki, emek vermeden kazanılan para insanı tatmin etmez. Bu 1000 TL de olsa, 100.000 TL de olsa fark etmez. Yıllar içinde, üretmeden kazanılan servetin insanı mutsuz ettiğini göreceksiniz.

Çalışmak, toplumda sadece geçim kaynağı olarak görülse de aslında bir varoluş biçimidir. Üretmek, insanı mutlu eder ve ona değer katar. Fiziksel olarak hareket etmeye ihtiyacımız var, zihnimizin çalışması gerekiyor. Aksi halde, insan çürür ve durduğu yerde tükenir. Bazen “yaşayan ölüler” dediğimiz insanları görüyoruz ya, işte onlar artık üretmeye dair tüm motivasyonlarını kaybetmiş olanlar.

Bu gerçeği 19 yaşımda fark ettim. Ne zengin bir ailem vardı ne de çok fakir. İkisinin arasında sıkışmış gibiydim. Ne tamamen özgürdüm ne de çaresizdim. O yaşlarda, üniversite öğrencilerini arabasına alıp onların maddi durumuyla dalga geçen insanlarla tanıştım. Bu birkaç kez oldu. Bunu bilerek mi yaptılar, yoksa gerçekten farkında bile değiller miydi bilmiyorum. Ama beni ekonomik durumum üzerinden küçümseyen insanların varlığıyla yüzleşmek zorunda kaldım.

Ben ne yaptım? Dinledim. Modumu düşürmem gereken yerde düşürdüm, çıkmam gereken yerde çıktım. Kimseyi silkelemedim, yaşadığım her duyguyu içimde sindirdim. O günlerden sonra şunu fark ettim: Paranın kimde olduğu önemli değil. Asıl önemli olan, o kişinin parayla nasıl bir tavır sergilediği.

Bugün de hâlâ aynı düşünüyorum. Kim neye sahip, ne kadar para harcıyor, kaç evi ya da arabası var, umurumda değil. Ben insanları, sohbetleriyle ve emekleriyle değerlendiriyorum. Bana bunu yolda öğrettiler, ben de izledim ve şimdi sizlerle paylaşıyorum.

Unutmayın, her şey sizin düşüncenizde. Güç, parayla değil, fikirleriniz ve zekânızla gelir.

Sevgi ve saygıyla, yolda kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir